Meksika’da tarımda biorasyonel yönelim: düşük artık, sürdürülebilir yönetim
Tüketici güvenliği ve zirai kimyasallara karşı artan direnç, Meksika’da biorasyonel uygulamalara geçişi hızlandırıyor. Şirketlerin yükselen kalıntı standartları üreticileri alternatif çözümlere yönlendiriyor.
Meksika’da tarımda biorasyonel yönelim
07/03/2017 — Blueberries Consulting News kaynaklı derleme
Son yıllarda tüketici taleplerindeki güvenlik beklentileri ve bazı zararlı organizmaların zirai kimyasallara karşı gösterdiği direnç, tarım uygulamalarında değişime yol açıyor. Bu eğilim; daha düşük kalıntı bırakan, biyolojik temelli veya doğal kökenli çözümlerin tercih edilmesini teşvik ediyor.
Makro düzeyde, resmi düzenleyiciler (ör. ABD FDA veya EPA) tek belirleyici olmaktan çıkarken; alıcı şirketlerin kendi ikincil kalıntı standartlarını uygulaması üretim zincirinde belirleyici hale geldi. Bu standartları karşılamayan ürünlerin ticarette tercih edilmemesi, üreticileri alternatif yöntem arayışına itiyor.
Meksika’da organik üreticiler özellikle AB ve ABD pazarlarına yönelik ihracatta sıfıra yakın kalıntı hedefleri koyuyor. Ancak tarımın tamamını hemen organiğe dönüştürmek pratikte zorluklar içeriyor; uzman görüşlerine göre gelecekte çok sayıda üretici organiğe kayabilirken, konvansiyonel üretimle sürdürülebilir bir uyum modeli de gereklilik olmaya devam edecek.
Yerel yapı ve üretici profili
Kaynağa göre Meksika tarım arazilerinin büyük bölümü devlet ya da toplu mülkiyete dayalı; karma mülkiyet payı artıyor ve özel mülkiyet nispeten azınlıkta. INEGI verilerine atıfla, tarımın yaklaşık %20’sinin endüstriyel bir yapıya sahip olduğu; bu kapsamda yaklaşık 2 milyon üreticinin ticari/profesyonel ölçekli üretim yaptığı belirtiliyor. Bu grubun da yaklaşık %20’sinin organik üretimle uğraştığı ve çoğunun ihracata odaklandığı aktarılıyor.
Biorasyonel yaklaşım neyi kapsıyor?
Biorasyonel terimi, insan sağlığı ve çevre açısından düşük risk taşıdığı, biyolojik döngü ve zararlılarla ilişkili bilgiye dayanan ve geleneksel sentetik pestisitlere alternatif oluşturan maddeler ve yöntemleri kapsıyor. Bu çözümler tek başına kimyasallara bağımlılığı azaltmayı, doğal kaynakların dengelenmesini ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını amaçlıyor.
Amerikan Çevre Koruma Kurumu (EPA) sınıflandırmasına göre bu ürünler genellikle iki ana grupta toplanıyor: biokimyasallar (hormonlar, enzimler, feromonlar ve bitki/zararlı düzenleyicileri gibi doğal etkenler) ve mikrobiyal ajanlar (virüsler, bakteriler, mantarlar, protozoa ve nematodlar).
Avantajları ve uygulama biçimleri
Biorasyonel ürünlerin tipik özellikleri arasında düşük toksisite, nispeten küçük doz gereksinimi ve hızlı etki yer alıyor. Bu özellikler onları Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) programları içinde uyumlu araçlar haline getiriyor ve konvansiyonel pestisitlere bağımlılığı azaltma potansiyeli sunuyor.
Ne anlama geliyor?
İşaret edilen eğilim, ihracata odaklı üreticiler için kalıntı konusunda daha sıkı iç gereklilikler getirebilir; bunun sonucu olarak hem ürün işleme hem de tedarik zinciri uygulamalarında uyum maliyetleri ve teknik değişiklikler gündeme gelebilir.
Öne çıkan maddeler
- Tüketici güvenliği ve pest direnç endişeleri biorasyonel çözümleri öne çıkarıyor.
- Alıcı firmaların kendi koyduğu kalıntı kriterleri resmi düzenlemelerden daha katı olabiliyor.
- INEGI verilerine göre tarımın ~%20’si endüstriyel nitelikte; bu alanda ~2 milyon üretici var ve bunların ~%20’si organik üretime yönelmiş.
- Biorasyonel ürünler biokimyasallar ve mikrobiyaller olarak sınıflanıyor; her iki grup da doğal veya doğal benzeri etkenler içeriyor.
- Bu ürünler genellikle IPM içinde kullanılabiliyor ve konvansiyonel pestisitlere bağımlılığı azaltma potansiyeli taşıyor.
- Önümüzdeki dönemde hem organiğe geçişler hem de organik ile konvansiyonel arasındaki “uyumlu birlikte varoluş” modelleri söz konusu olacak (kaynağın aktardığı öngörü).
Kaynak: Blueberries Consulting News, 07/03/2017. Orijinal yazı
Kaynak bağlantısı: blueberriesconsulting.com/en/mexico-un-viraje-a-lo-biorracional
Türkçe çeviri: Google Çeviri ile aç

